Hogwarts Ekspresi son kez kalktı…
2002 yılı hayatımın önemli bölümlerini kapsayan 2 şeyle tanışmama sahne olmuştu. Biri gerçek anlamda ilk defa tanıdığım sinema ve diğeri de beyazperde de ilk gördüğüm, kafamı uzunca bir süre zevkle meşgul edecek olan efsane Harry Potter.
Harry Potter ismini her duyduğumda içimde oluşan farklı duyguyu tarif etmem bile çok güç. Tüm Harry Potter kitaplarını okumuş olsam da benim Harry Potter ile tanışmam 2002 yılında, Harry Potter and the Chamber of Secrets filmiyle gerçekleşti. Yine ilk kez gördüğüm Quidditch oyununu beyazperde de izlerken aldığım hazzı hiç unutamam. Bu yönüyle de benim için her zaman özel olan Harry Potter, kitaplarıyla da haşır neşir olmamla birlikte benim için çok farklı bir anlam ifade etmeye başlamıştı.
Ve Ölüm Yadigarları..
Ölüm Yadigarları efsaneyi sona erdirecek olan serinin son halkası olarak 2007 de raflardaki yerini aldı. Ben de dahil olmak üzere son kitapı okumuş olan (kusura bakılmasın ama gerçek diye tanımlamak istediğim) Harry Potter hayranları son filmde daha farklı ve büyük beklentilerle salonlarda ki yerini aldı. İşte şimdi işin asıl inceleme ve biraz da spoiler olan kısmına geldik. Ama bu kısmı spoiler içine almayı düşünmüyorum. Malum izlmeye niyeti olanlar çoktan izlemişlerdir. Geç kalanlar da kusura bakmasın.
Epey rötarlı da olsa, teknik ve hesapta olmayan aksaklıklardan dolayı, ilk gün ilk seans da izlemeyi planladığım Part 2 yi, filmin 2 haftasında izlemek zorunda kaldım. Hogwarts savaşına kadar herşey kitapa uygun gibi gözüküyordu. Ama Harry Potter’ın Snape’in karşısına cengaver gibi dikildiği sahnede hayalimde ki Ölüm Yadigarları nın bu olmadığı fikrine kapılmıştım ne yazık ki..
Bu noktada sinema ve edebiyat’ın çok farklı iki sanat olduğunun gayet farkındayım. İşleyiş biçimlerinin farkı ve kitapta ki tüm ayrıntıların filme sığdırılamayacağı kafamıza kafamıza kakıldı ama bu kadar ince detaylar atlanıp, kitapı okurken gözyaşlarımı tutamadığım Fred’in ölümünün bu kadar üstünkörü geçilmesi, Dumbledore – Grindelwald ilişkisi ve Dumbledore’un karanlık geçmişi gibi detaylarlardan bahsedilmemesi, bunun yerine tam anlamıyla çocuklara hitap eden dandik esprilerle geçen sahnelerin eklenmesi filmde ki derinliği yok eden etkenler. Halbuki Harry Potter ve Ölüm Yadigarları ile usta ellerde efsanevi bir final yapılabilecekken, “eh, güzeldi işte” seviyesinde bir film olmanın ötesine geçememiş.
Şimdi nefesimiz kesilerek okuduğumuz, o müthiş gaz final düellosuna gelelim. Tabi ki kitapta ki tasvirinden bahsediyorum. Filmde bu sahne tamamen değiştirilmiş. Hem de çok gereksiz sahnelerle değiştirilmiş.
Öncelikle seçilmiş çocuğumuz Harry Potter, resimdeki sahnede kaderlerinin son defa kesiştiği karanlık lord Voldemort’la yakın dövüş sanatları çerçevesinde kısa bir münakaşa yaşıyorlar. Voldemort deyim yerindeyse Harry Potter’a dayak atıyor bu sahnede.
İyi güzel, dayak sahnesini sineye çektik diyelim, hatta Hogwarts semalarında yaptıkları kısa uçuşu da sineye çekelim, ama o efsanevi son düello sahnesi nedir hocam öyle? Hani düello büyük salonda, herkesin gözü önünde olacaktı? Hani Harry Potter, Voldemort’a “Riddle” diye hitap ederek duygularımızı coşturacaktı? Hani Harry Potter’ın imza büyüsü “Expelliarmus” u bağırarak Voldi’nin korkunç “AVADA KEDAVRA” sıyla çarpıştırması? Sessiz sedasız asalardan çıkan büyüler ve Voldi’nin resmen oldu bittiye gelmiş ölümünden bahsediyorum. Ayrıca hani Voldi’nin ölümüyle birlikte Hogwarts’da yükselen sevinç çığlıkları? Bu sahnelerin tamamen değiştirildiğini görmek tüm hevesimin kursağımda kalmasına neden oldu ne yazık ki.
Unutmadan Neville’dan da bahsetmek istiyorum. Yönetmen ve senaristler
resmen “Neville saçmalatmaca” diye bir yöntem uygulamış. Neville’ın Luna’ya olan aşkını ilan etmesi de nedir hocam? NE ALAKASI VAR? Evet büyük harflerle yazdım çünkü bu sahnenin üstüne bir de Neville ın Voldi ye sevgi nasihatları vermesi, ve Voldi’nin de buna tahammül edip dinlemesi çok gereksizdi. Hani Neville’ın 2. büyük kapışmayı başlatan, herkesin gözü önünde Nagini’nin kancık kafasını kalleş bedeninden ayırarak en önemli hortkuluklardan birini yok etmesi? Bütün bunları geçtim, epilog bölümünde ki Yalçın Çakır seviyesinde ki yaşlandırma tekniği nedir hocam? Bir tek Ron’un bira göbeğine çok güldüm. Ron’a babalık yakışmış sevgili okurlar.
Elbette beğendiğim kısımlar oldu, onlara değinmeden geçmeyeceğim tabi ki. Özellikle herkesin merakla beklediği Prens’in, yani Snape’in hikayesi bölümü çok iyi aktarılmış. Tek kelimeyle hayran kaldım. Gringotts soygunu da çok keyifliydi. Ve tabi ki Helena Bonham Carter’ın Hermione performansı da takdire şayandı. Çok büyük oyuncu Helena Bonham Carter..
Şu noktaya da değinmem gerek ki; kitabı okumamış, Harry Potter’ı sinemadan takip eden seyircilerin çoğu Harry’nin neden ve nasıl dirildiğini anlamamış. Sorun tabi ki de seyircide değil. Olay hiç açıklanmamış ki sevgili okur. Öldüren lanet “Avada Kedavra” yı yiyen Harry yere yığılıyor. King’s Cross sahnesinde Dumbledore’la buluşuyor (söylemeliyim ki bu sahne de tam hayal ettiğim gibi olmuş, beğendim) ve herkes öbür tarafa geçtiğini sanıyor, ve sonra bir bakıyorlar ki Harry, Hagrid in kollarından atlayarak deyim yerindeyse diriliyor gibi gösterilmiş. Anlamayanlar için de özet geçmekde fayda var; Sevgili okur, Avada Kedavra esnasında ölen Harry değil, Harry nin içindeki hortkuluk. Yani Voldemort kendi ruhunun Harry de ki parçasını öldürmüş oluyor, Harry aslında hiç ölmüyor. Tabi burada Harry nin annesinin ölmeden önce Harry üzerinde oluşturduğu koruma ve Ateş Kadehi’nde Voldemort’un bedenini tekrar oluşturmak için Harry nin kanını kullanmasının da payı var ama oralara girerek kafa karıştırmaya gerek yok. Zira ben bile bu konuyu anlamak için epey araştırma yapmıştım, konudan haberdar olmayan sinema seyircisi nasıl anlasın?
The End..
Acısıyla tatlısıyla diye konuya gireceğimi sandıysanız fena halde yanıldınız sevgili okur, zira en sevmediğim konuya giriş cümlelerinin en üst sırasındadır bu deyiş. Ama yaklaşık 10 senelik bir serüvenin ardından, Harry Potter efsanesinin sinema ayağı da sonlanmış oldu. İşte size sıralamış olduğum bu eksiklikler işin acısıyla kısmını oluşturuyor. Tatlısıyla kısmı ise Harry Potter efsanesinin damağımızda bıraktığı o tarifsiz tat, ismini her duyduğum da içimde oluşan o tarifsiz duygu. Ve şimdi 7 kitaplık ve 8 filmlik bir serüvenin ardından Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’ndan mezun olma vakti geldi. Bu sefer Hogwarts ekspresiyle eşsiz serüvenlere çıkmak yerine, çıktığımız bu son Hogwarts yolculuğunun ardından Hogwarts ekspresinin arkasından bakıyor ve el sallıyoruz. Selam olsun çocukluğu ve gençliğinde Harry Potter’ın izi olanlar..Selam olsun J.K Rowling..
“Harry : Gerçek mi bu? Yoksa hepsi benim kafamın içinde mi olup bitiyor?
Dumbledore: Elbette kafanın içinde olup bitiyor, Harry, ama bu niçin gerçek olmadığı anlamına gelsin ki?”